Vücudu tutsak edilebilse de zihni ve ruhu özgür olan bir adamın serüveni... sadece benim sesimde gezinen bir serüven...
Neden hep bir ikinci şans var zannederiz? Bunu hak ettiğimiz için mi yoksa hayatın bu kadar acımasız olmadığına dair olan kendimize yalancı inancımız mı?
Bir öncekinde bitiremediğimiz her hayatın 2. şansı, o hayatta yaptıklarımızın ve yapmadıklarımızın bizi götüreceği cehennemimize henüz yaşıyorken kendimizi oraya kapatmamızdır.
Sanırım ben dünya üzerinde kazanılabilecek hiçbir şeye sahip olmamış ve olamayacak aynı zamanda da dünya üzerinde kaybedebilecek her şeyi kaybetmiş ve kaybedecek bir adamım.
Nasıl ya?! Bu mümkün müydü?
Yine arkasından haykırdım olanca gücümle: ’’ Acı çeken ruhları kalbine gömüp kalbini bir mezarlığa dönüştüren birinin kalbinde, ondan başka serseri bir ruh aşkı bulabilir mi? ‘’
Durdu. Arkasında döndü. Gözlerimin içine baktı. Ve bir tebessüm sapladı zihnime. Fısıldayarak yine: ‘’Hayır’’ dedi. Ve ekledi: ’’Şimdi asıl soruyu sor.’’ dedi.
Zihnime sapladığı tebessümde saklıydı bu soru, bu yüzden ne soracağımı biliyordu sanırım:’’ Peki böyle birinin kalbinde aşktan bahsedilebilir mi?’’
Bir tebessüm daha…
Ve yine ben, bunları yazdığım defterden daha değerli olmamı gösterecek tüm nedenleri, hiçliğin kıyısına doğru yol alan dümeni kırılmış bir gemiye yükleyen ben; şu anki gerçekliğimde sahip olduğum yeni benlerle yaptığım toplantıda eski bene ait çoğu şeyde sanmak yerine düşlemek kelimesini daha uygun olduğuna karar veriyoruz…
Bir gün tanımadığım bir ormanda, hiç alışık olmadığım bir yürüyüşe çıktım. Birçok yere vardım, birçok yere de geri döndüm. Ama hiçbir zaman ormanda yürüyüşe çıkmayı düşlediğim yere ne vardım ne de geri döndüm.
Siz hiç, hayali uçmak olan bir kuşla tanıştınız mı? Ben tanıştım ve bu tanışma, kendi içimdeki kayboluşumu sekteye uğratıp bir kuşun ruhunda bir anlık kayboluşuma neden oldu. Bir kuşun hayali nasıl uçmak olabilirdi ki, ne garip değil mi?
Öldüğümde beni bir tabuta değil, iyi ve kötü tüm yaşanmışlıklarımdan dokunulmuş bir şiirin son cümlesindeki, ön yargı ağacından yapılmış kalıplaşmış bir cümleye koyun ki toprağa değil de kimselerin haberi olmadan hiçliğe gömüleyim.
Eskiden önce yemin bulunur sonra kavga bizi bulur sanıyordum. Ama şimdi biliyorum ki ben; yeminimi, farkında olmadan kendi içimde başlattığım kavgamın kayboluşunda buldum. Yemin, verdiğin kavgada gelir bulur seni ve sen yemin seni bulduğunda anlarsın aslında bir kavgada olduğunu.
Karanlık bir var oluştu, ışık ise bir fark ediş.
Kibir ise... En kötüsü... Karanlığı ışıktan saklayan bir lanet.